Tuğba Şişik “İşime kendimi adarım…”

IT Sektörünün renkli simaları ile gerçekleştirdiğimiz “IT Network ile Kahve Molası” söyleşilerimizin bu sayı ki konuğu Zyxel Türkiye’nin önde gelen ismi Tuğba Şişik. Tuğba Hanım ile sektöre biraz ara verip sektör dışında sohbet ettik. Tuğba Hanım’ın çocukluk yıllarına gittik. Zevklerini, heyecanlarını, hayata karşı bakışını, yaşama sevincini ve geleceğe dair planlarını öğrendiğimiz Tuğba Hanım, tiyatro sever kişiliği ile de birçok bireye örnek olacak bir kişi.Kendisi ile yapmış olduğumuz keyifli söyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz.

Tuğba Şişik kimdir? Bize kendinizi çocukluğunuzdan bugüne anlatabilir misiniz?

1973 İstanbul doğumluyum. Bir tane kız kardeşim var. Doğma büyüme İstanbullu olan, Karadenizli bir baba ve Erzincanlı bir annenin çocuklarıyız. Babam Galatasaray Lisesi mezunudur. O dönemki ailenin tüm erkekleri aynı liseden mezun olurken kızlar ise Fevziye Mekteplerinde eğitim almışlar. Geleneksel bir ailede büyüdüm. İlk, orta lise ve üniversite olarak tüm eğitim hayatım İstanbul’da geçti. O yıllarda bilişim sektöründe çalışacağım aklımın ucundan dahi geçmemişti. Lisede iken tiyatrocu ve ses sanatçısı olmayı arzu ediyor, bu amaçla çok çaba sarf ediyordum. 80’li yıllarda bu heves hem cesaret gerektiren hem de o dönemin aile yapısı ile çatışmanı gerektiren bir durumdu. En büyük pişmanlıklarımdan bir tanesi budur. Yıllar sonra babam bana bu konuda destek vermediği için üzgün olduğunu ifade etti. Ben de gerekli cesareti gösteremedim ve kısmet olmadı. Öte yandan üniversite yıllarında TRT’de seslendirme yaptım. İngilizce Öğretmenliğini kazandım ve 1 yıl devam ettim. Ancak tiyatrocu olma hevesimle okula doğru dürüst uğramıyordum. Sonrasında ailem tiyatrocu olamama onay vermediğinden ben de öğretmenlik yapmayacağım dedim. Ailem de bir başka üniversiteyi kazanmam şartı ile okulu bırakmamı kabul etti. Sonrasında Marmara Üniversitesi Satış Yönetimi’ni kazandım. 2 yıllık okulu bitirdikten sonra Heidelberg Türkiye’de staj yaparak iş hayatına giriş yaptım. Stajyer olarak girdiğim şirkette çok değerli insanlarla 7 yıl çalıştım. Bana göre iş hayatının okulu idi orası… Metro Mümessillik kapsamında Başkurt Bey’in şirketinde yüksek bir disiplin ve iş ahlakıyla yetiştim. İşleri en iyi şekilde nasıl yapmam gerektiğini öğrendim. Kendimi bu konuda çok şanslı görürüm. O dönemde alanlarında çok başarılı olan kişilerle çalışmak bana çok şey kazandırdı. Hatta bunu kendime bir görev edindim ve dedim ki ben de ilerde iş hayatına yeni başlayan gençlere bu şekilde destek olacağım. Sanırım bunu başarabildim.

Azim çok önemli…

Çocukluğumda aklıma koyduğum her konuda kendi sınırlarımı aşabilmek için çok çabalardım. Kendimi azimli olarak tanımlayabilirim ama hırslı biri hiç olmadım. Hırslı olmayı doğru bulmuyorum. Bana hırslı olmak hayattan hırsızlık yapmak gibi geliyor. Bence azimli olmak, öğrenmeye çalışmak çok önemli. İlk iş tecrübemdeki öğrendiklerim, en az üniversitede okuduğum dersler kadar önemliydi. Tüm öğrendiklerimi geliştirerek iş hayatım boyunca hep kullandım. Sonrasında Macromedia Türkiye’de 7 yıl Satış ve Pazarlama Müdürü olarak çalıştım. Daha sonra Adobe’nin Türkiye distribütörü olan Bilkom’a geçiş yaptım. Bilkom’da 2 yıl Ankara Bölge Müdürü olarak görev aldım. Adobe’nin Türkiye’ye gelişi ile Adobe Türkiye bünyesine dahil oldum ve 7 yıl da Adobe’de çalıştım. Ardından 2 yıl Samsung’da yöneticilik yaptıktan sonra Zyxel Türkiye Ailesi ile yollarımız keşişti. 2018 yılından beri Zyxel Channel Head olarak kanal ekibine liderlik yapıyorum.

Toplamda 28 yıllık bir çalışma hayatım bulunuyor ve bunun hepsi gençliğimde aklımın ucundan bile geçmeyen IT sektöründe oldu. Mühendis kökenli değilim ancak bugüne kadar hep mühendislerle çalıştım. Bazen adeta işi kavramak ve doğru anlamak için nefessiz çalıştığım dönemler olduğunu söyleyebilirim. Bugün geriye dönüp baktığımda 28 yıl iyi ki IT alanında çalışmışım dediğim mutlu bir iş hayatım olduğunu görüyorum. Aidiyet duygusu insanlar çok önemlidir. Ben Zyxel’de bu deneyimi yaşıyorum. 28 yıllık bilgi birikimimi ve uzmanlığımı burada uygulama fırsatı buldum. Konusunda uzman ve profesyonel bir ekiple çalışıyorum. Son iki yıldır Zyxel Türkiye’yi daha da ileriye götürmek için oldukça başarılı işlere imza attık ve yeni projeler üretmeye devam edeceğiz.

Yaptığım araştırmaya göre sosyal medyada paylaşılanların yüzde 95’i gerçeği yansıtmıyor…

Tuğba Şişik’in sosyal yaşamından biraz örnekler verir misiniz?

Sosyal yaşamı çok seven, yaşadıkları ön planda olan bir kadınım. Çok şeffaf ve açık biriyimdir.
Dans etmeyi çok severim. Tiyatro ve sinema vazgeçilmezimdir. Özellikle çok sıkı bir tiyatro izleyicisiyim. Üniversite yıllarımda TRT’de seslendirme yaptım. Hatta şöyle bir hatıram var; o dönemde belki hatırlayanlar olur “Bıcır” ve “Gıcır” karakterlerini seslendiriyorum. Ben Gıcır karakterini seslendirirken Bıcır karakterini seslendirecek arkadaş o gün gelmedi. Hal böyle olunca iki seslendirme işi de bana kaldı. İşin ilginç tarafı benim seslendirme yaparken yaptıklarımdı. Çünkü Bıcır’ı seslendirirken sol tarafta konuşurken, Gıcır’ı seslendirmek için farkında olmadan sağ tarafa geçiyormuşum. Ses değiştirmekle kalmıyor tamamen o karaktere bürünüyormuşum. Ben seslendirme yaparken dışarıdaki arkadaşlar gülme krizlerine giriyorlardı. Günün sonunda arkadaşlar “bize komedi filmi izlettirdiğin için sana teşekkür ederiz” dediler. Hala taklit yeteneğim oldukça iyidir. İyi insanları gözlemlerim. Etrafına bakan değil baktığını gören biriyimdir. İşimi en iyi şekilde yapmak için tüm azmimle o işi yapmaya çalıştığıma, konuyu tamamen içselleştirdiğime güzel bir örnektir. Tiyatro konusu Tuğba Şişik için çok önemli. Geçmişime baktığınızda sanatın her dalına çok meraklı olmadığımı söyleyebilirim, ancak tiyatro ile sanatın bir yerinden, ucundan, kıyısından tutunmaya çalışıyorum. Çünkü sanatın insan hayatını pozitif etkilediğini ve ruhsal olarak rahatlattığını düşünüyorum. Tiyatro yeteneğimin olmasının iş hayatımda da büyük yardımı oldu. Ne kadar moral bozukluğu yaşadığım bir dönemden veya olaydan geçiyor olsam da iş ortamına girdiğim anda normale dönüp ve kimseye dışarıda yaşadıklarımı yansıtmadan işime devam edebilirim. Tiyatro hayatın içinde tam da ortasında olan ve olması gereken bir konudur.

Geç yaşta okumaya başladım…

Sosyal yaşamda son dönemlerde biraz daha çocuklarla ilgili projelere ağırlık vermeye çalışıyorum. Özellikle kız çocuklarının okumasına meslek edinmelerine ayaklarının üzerinde durmalarına yönelik birçok çalışmanın içinde olmaya çalışıyorum. Üniversitelerde çeşitli dönemlerde “Beden Dili” ve “İletişim Teknikleri” üzerine dersler verdim. Bu konularda kendimi çok geliştirdim ve geliştirmeye de devam ediyorum. Kitap okumayı çok severim. Geç yaşta kitap okumaya başladım. Hatırladığım ilk kitabımı 19 yaşında okudum. “Küçük Prens” benim için hayatımın ilki olarak önemli bir eserdir. Sonrasında “Şeker Portakalı” ve “Güneşi Uyandıralım” serisi ile okumaya devam ettim. Tüm klasik eserleri 19 yaşından sonra okudum ve şuan ikinci tura dönmüş bulunuyorum. İlk okumaya başladığımda Çemberlitaş’ta hızlı okuma kursuna gittim çünkü aradaki boşluğu kapatmam gerekiyordu. 70’li yılların çocukları olarak çok kitap okuyan veya araştıran çocuklar değildik galiba. Çok derin düşünen, çok kitap okuyan entelektüel bir nesil olduğumuz söylenemez. Eğer olduysak ciddi çabalarla sonradan olduğumuzu söyleyebilirim. Bugün haftada 2 kitap okumaya çalışıyorum. Şuan kitap okumamak benim hiç düşünebileceğim bir şey değil. Ayrıca çocuklara kitap hediye etmeyi severim. Çocukların kitap okumadaki ilk adımlarında onlara destek olmak beni çok mutlu ediyor.

Kız çocuklarının okuması için faydalı olabilecek birçok projede yer aldım ve almaya devam ediyorum…

Sizi etkileyen kitaplar hangileridir?

Bir dönem kişisel gelişim kitaplarını çok tercih ediyordum. Son dönemde psikoloji kitaplarını çok okuyorum. Başkent Üniversitesi’nin uzaktan eğitim noktasında iki tane master programına dâhil oldum. İlk olarak 2.5 ayda “İlişki ve Aile Koçluğu Eğitimi” sertifikasını aldım. Şuanda da “Yaşam Koçluğu Eğitimi” alıyorum. Psikolojiye biraz meraklı bir insanım. İnsanları düşünceleri ve davranışlarıyla okumayı seviyorum. Roman türünü de severim. Film noktasında da yaşanmış hikâyelerin filmleri beni etkileyen türlerdir. En çok sevdiğim ve beni etkileyen film “Notebook” oldu. “Çizgili Pijamalı Çocuk” filmini de izlemeyenlere mutlaka tavsiye ederim. Kitap olarak da “Küçük Prens” en etkilendiğim kitaptır. 42 yaşımdan sonra klasik müzik dinlemeye merak duymaya başladım. Bu bağlamdaki konserleri kaçırmamaya özen gösteriyorum. Bunda da hayatımda en büyük kaybım olarak düşündüğüm babamı kaybetmiş olmamın büyük etkisi oldu. 7 yaşıma kadar ananemin yanında yaşamış olmam benim sosyalliğimde önemli katkı yapmıştır. Ananemin arkadaşlarına çocuk halimle konserler verir mutlu olurdum. Onu kaybettiğim dönem benim için hayatımın önemli anlarından birisidir. Bu iki önemli kayıp sonrası sözlü müzik dinlemek yerine klasik müzik dinlemeyi tercih ettim. Türk Sanat Müziği vaz geçilmezimdir. Zeki Müren ve Müzeyyen Senar hayranıyım. Bütün eserlerini hem dinlemişliğim hem söylemişliğim vardır. Dönülmez Akşamın Ufkundayım, Beni Kör Kuyularda Bıraktın ve Şimdi Uzaklardasın eserleri en sevdiklerimdir. Küçüklüğümün en çok taklit ettiğim sanatçısı ise Emel Sayın’dı. Diğer taraftan Mevlana’yı çok severim. Şems-i Tebrizi ile Mevlana’nın ilişkilerini okurum. Mevlana’nın tevazusunu hayatıma nakşetmişimdir.

Bir kitap projem bulunuyor…

Bu aralar bir kitap projesi üzerine yoğunlaştım. Geri dönüp baktığımda geçmişimde bir mühendislik eğitimi yok. Ancak tüm hayatım boyunca IT sektöründe çalıştım ve şu anda bir şirketin yöneticisiyim. Dolayısıyla bir kişinin bir başarı hikayesi oluşturmada illa bir şeylerin yaldızlı olması gerekmediği kanısındayım. Azimli olmak, disiplinli olmak, açık olmak ve çok çalışmak en önemlisidir. Çalıştığım şirketlerden birinde o dönemlerde; gece 1 otobüsü ile yola çıkıp sabah 6’da Ankara’da olduğum, gün içerisinde 5-6 toplantı yapıp, tekrar gece 12 otobüsü ile İstanbul’a dönüp, 6’da eve gelip hazırlanıp 9’da iş başı yaptığım zamanlar oldu. Hiçbir zaman da bu konuda yorgunluğumu ya da farklı bahaneleri ön plana sürmedim. Bu tamamen yaptığın işi sevmekle alakalı bir durum. Bir şeyde başarılı olabilmenin anahtarı birincisi eğitim ikincisi çok çalışma, istek ve azimdir. Nereden mezun olursan ol, ne eğitimi alırsan al işi sevmiyorsan o işte başarılı olma ihtimalin yok. İşine saygı ve sadakat başarının temelidir. Her zaman yaptığım işin en iyisini yapmaya, verebileceğimin en iyisini vermeye çalıştım. Diğer taraftan da çalışma hayatım boyunca kazancımın her zaman 1/4’ünü hep kendi kişisel ihtiyaçlarım için ayırdım. Çünkü sizin çağa ayak uydurabilmeniz ve gelişebilmeniz için kendinize yatırım yapmanız gerekiyor. Her zaman gelişime açık olmalısınız. Kendimi her zaman güncel tutmaya, kendimden gençlerle beraber olmaya özen gösterdim. Dolayısıyla 28 yılın sonuna baktığımızda iyi yere geldiğimi düşünürken, bunun da bir başarı hikayesi olduğu düşüncesindeyim.

Shantanu Narayen’in ilk tanıştığı kişiydim…

İş hayatında insanların başlarına bazen ilginç olaylar gelir ve bu onların gelecek dönemde hayatları ile ilgili kararlarını etkiler. Benim de böyle ilginç bir olay başıma gelmişti. Önceki iş yerimden istifa edip birkaç cümle İngilizcem ile Adobe’de işe başlamıştım. İşe başlangıcımın ikinci gününde Adobe Türkiye olarak ülke müdürümle beraber Amerika’ya global etkinliğe gittik. Müdürüm sürekli herkesle network yapmam konusunda telkinlerde bulunuyordu. Çok iyi İngilizcem olmadığı için biraz da çekinerek köşede gözüme ilişen birine yaklaşmaya karar verdim. Yanına gittim. İstanbul’dan geldiğimi, İstanbul’un güzelliklerini anlatırken bir ara ülke müdürümüzün koşarak yanımıza geldiğini gördüm. Sen ne yapıyorsun diye bana soru sordu. Dedim network yapıyorum. Konuşmaya çalıştığın kişi Adobe’nin yeni atanan CEO’su Shantanu Narayen dedi. Bizim o sohbetimiz sonrasındaki yıllarda gittiğim her satış konferansında sohbet etme imkanı bulduk. Çünkü o benim ilk toplantım olduğu gibi, onun da yeni görevindeki ilk toplantısı ve ben ilk tanıştığı kişiydim. Niyetiniz iyi olduktan sonra Allah’ta size yardım ediyor.

Keşkeleriniz oldu mu?

İş hayatımla ilgili keşke diyebileceğim şey belki bir iki sene yurt dışında kalabilmek güzel olurdu diye düşünüyorum. Çünkü bu deneyim size farklı bir bakış açısı ve deneyim kazandırıyor. Keşke yapsaydım diyebileceğim her şeyi yaptım. Yazarlık kurslarına katıldım. İyi yazı yazdığımı düşünüyorum. Psikoloji ile ilgili kendimi çok fazla geliştirdim. Workshoplara katıldım. Keşkeleri veya pişmanlıkları olmayan insanların ben yaşadıklarını düşünmüyorum. İnsanın hayatında her şey oluyor. Yaşanan her şey de sizi bir üste çıkarıyor. Hatalardan ders alıp; hayata devam edebiliyorsanız ne mutlu size…

İş dışında neler yaparsınız? Bir hafta sonunuz nasıl geçer?

Cumartesi günü kalktığımda sabah ilk işim mutlaka bir Türk kahvesi içmek. 40 yaşımdan sonra kahveye düşkünlüğüm arttı. Sade kahve içmek benim için çok önemli bir adımdır. Cumartesi günlerimi arkadaşlarıma ve sevdiklerime ayırırım. Eğer yeğenim Ege İstanbul’a gelmemişse, mutlaka bir programım vardır. Bir gün içerisinde tam bir zaman mühendisliği yaparak birçok arkadaşımla buluşma ayarlayabiliyorum. Pazar günü ise mutlaka evde kahvaltı ederiz ve kendime ait kuaför zamanım olur. Benim için ritüel haline gelmiştir. Bir iki saatimi mutlaka kuaförde geçirip orada da ayrı bir rahatlama yaşadığımı söyleyebilirim. Sonrasında mutlaka eşimle, bir akşam yemeğimiz olur. Bunun mekanı önemli değil; ya ev ya da dışarıda mutlaka eşimle vakit geçiririm. Bu arada eşim çok güzel yemek yapar. Bizde görev dağılımı vardır. Ben çok güzel yemek yerim. Sofrayı toplama ve ardından kahve yapma benim görevimdir. Yazları ise de mutlaka İstanbul dışında bir yerdeyizdir. Kışın İstanbul dışına zorunlu olmadıkça çok çıkmayız.

Üç yıl önce babamı kaybettim. Annem de yarı zamanlı Çanakkale ve İstanbul’da bulunuyor. İstanbul’da bulunduğu zamanlarda mutlaka bir gün anne kız yemeğe çıkarız onun dışında da haftada birkaç kez annemle vakit geçirmeye özen gösteririm. Bazen hafta sonlarım hafta içinden daha yoğun tempoda geçebiliyor. Evde oturup vakit geçiren bir kişiliğim yok. Eğer evdeysem bir misafirim gelecektir yoksa ben mutlaka bir yerlere giderim. Diğer taraftan yalnız kalmayı da çok severim. Mesela alışverişlerimi mutlaka yalnız yaparım. AVM’ye gider mutlaka bir kitapçı ziyaretinde bulunurum. O hafta okumak istediğim kitaplarımı alır orada da bir kahve içerim. Bazen iş yoğunluğu dolayısıyla bu alışverişimi internet üzerinden de yaptığım oluyor. Her mağazayı gezerim ancak hiçbirinde fazla vakit geçirmem. Alışveriş ve yemek konusunda çok hızlıyımdır. Hayat benim için hızlı akar.

Tuğba Hanım’ın tatil anlayışı nasıldır?

Tatillerde küçük butik otelleri tercih ediyorum. Gitmediğim yerlere gitmeyi yeni yerler keşfetmeyi çok seviyorum. Özellikle Ege insanı olduğumu söyleyebilirim. Egenin soğuk denizi beni mutlu ediyor. Haziran’ın başından Ekim ayına kadar her dönem denize girebilirim. Yaz dönemi tatilini seven ve hep 2-3 günlük kısa tatillerle yeni keşiflere çıkan bir yapım var. Diğer taraftan yurt dışı tatillerini de fırsat buldukça değerlendiririm. Genelde tercihim Avrupa’dan yana olur. Dana önceleri Amerika’yı tercih ederdim ancak şu anda bana çok uzak ve yorucu geliyor. Yurt dışında da daha otantik ve tarihi yerlere gitmeyi tercih ediyorum. Yurt dışında nerede yaşamak istersin diye sorarsanız buna cevabım hiç düşünmeden Londra olur. Oranın mimarisini seviyorum ve açıkçası orada kendimi bulduğumu düşünüyorum. Tarihine dokunulmamış mekanlar ilgimi çekiyor. Tatillerimde kendim keşfetmeyi severim. Hızlı bir insanım. Hiçbir zaman tur operatörleriyle tatil yapmam. Yurt dışına çıktığımda Türkiye’nin de birçok güzel şeye sahip olduğunu fark ettiğim gibi, bazı şeyleri de kaybettiğimizi görüyorum.

Türkiye adeta bir tatil cenneti… Özellikle Ege Bölgesinde çok güzel yerler var. Ben popüler tatil lokasyonları dışında ülkemizde henüz tam olarak keşfedilmemiş; daha otantik yerleri deneyimlemeyi tercih ediyorum. Kız kardeşim evlenip Çanakkale’ye yerleştiğinde oraları keşfetmeye başladım. Hele ki; köylerini ve koylarını keşfetmenizi öneririm. Aslen Trabzon Ofluyum. Memleketimde de gezilecek şahane yerlerin olduğunu söylemeliyim. Yeşilin tonlarının bu kadar fazla olduğu başka bir yer görmedim. Sıcak bölge insanı değilim. Bunda belki Karadenizli olmamın etkisi vardır. Mesela Antalya’nın Eylül’den sonraki dönemlerini severim. Beldenin sıcaklığı 30 dereceyi geçmemeli.

Kısa Kısa Sorular…

En çok sevdiğiniz eser: Dönülmez Akşamın Ufkundayım
En çok sevdiğiniz sanatçı: Merly Streep
Hayatımda örnek aldığım kişi: Türkan Saylan
En çok sevdiğiniz huyunuz: Vicdanlı ve merhametli olmam
Hiç sevmediğiniz yönünüz: Çok çabuk kırılabilmem
Hayatınızın olmazsa olmazı: Yeğenim Ege
Olmasa da olurdu diyeceğiniz: Çok şey var
En çok sevdiğiniz yemek: Etli yaprak dolması
En iyi yaptığınız yemek: Etli biber dolması
En çok kullandığınız teknoloji: Cep telefonu
Sizi mutsuz eden teknoloji: Cep telefonu
En mutsuz olduğunuz an: 2016 en mutsuz olduğum yıl
Hayatınızda sizi neler mutsuz eder: İnsanların birbirleriyle olan çekişmeleri
En mutlu olduğunuz an: Yeğenim Ege’nin doğduğu an
Mutsuzluğunuzu yenme yönteminiz: Ege’nin fotoğraflarına bakmak
Burcunuz: Balık
Hayatınızın kahramanı: Büyük Babam
En çok sinirlendiğiniz şey: Haksızlık kime yapıldığı önemli değildir.

#IT Network ile Kahve Molası, #Tuğba Şişik, #Zyxel, #Güncel

Yorum Yok
 
 

Popüler Yazılar

%d blogcu bunu beğendi: